Benim Normalim Karantina

Benim Normalim Karantina

Günlerin tekdüzeliğinin, arapsaçına dönmüş ilişkilerin arasında, ışık hızından süratli akarken zaman, birdenbire hesapsız yakalayıverdi bizi bu korona denen illet. İllet gibi görünür perdeli gözlerinize lakin bu meret, kendi çapında şifadan mürekkeptir elbet.

Korona beyimiz ırk, dil, din, renk, genetik kod dinlemiyor görünüşe bakılırsa. Vicdanlısı da vicdansızı da, aymazı da uyanığı da, kakavanı da cana yakını da, ahmağı da akıllısı da hasta, bir girdi mi vücuda, kaçışın kalır mı hiç yatak döşekten başka.

Diyorduk ki efendim, virüs bazen şifadır. Derdi verdiği gibi derman olmaya da yarar, amma öyle amma böyle. Aşıların yapısına bir bakın hele. Alıyorlar bir bakteriyi, mikrobu, gücünden eksiltip insana enjekte ediyorlar. Ölmezsen, yaşadın demektir!

Bu mevzunun bir de ruhiyat boyutu vardır. İnsan hayatının, sağlığının değerini hummalar içinde kıvranır dururken idrak eder. Ah be Ademoğlu! Zaten neyi zamanında idrak ettin ki; keşfedilmemiş boyutların, kara deliklerin efendisi ahkamı kesen cirimsiz mahlukat seni.

Ruhiyat boyutu diyorum işte… Hani el ayak çekilince sokaktan, deryadan, kurtlar yunuslar iniverdi meydanlara. Doğa kendi yolunu buldu ya. İşte o arada, insan kendiyle baş başa kaldı, benliğiyle bir kez daha tanıştı. Hepsi sıkıntıdan patladı. (Bir de doğaya sorun bakalım, siz kendinizden bu kadar sıkılırken, o yıkıcı yönümüze el pençe divan maruz kalan, yüksek binalar arasında varlığını çoğu zaman unuttuğumuz doğa, ne düşünüyor hakkımızda? El pençe demişken, kısmi zamanlarda hükmünü yitiren bir ifade bu diyelim, arada virüslerini de salıyor üzerimize, tepesine fazla binersek hani..)

Gelin görün ki kimileri vardı, zaten kabuğunda inzivaya çekilmiş, bir arada yaşama zorunluluğundan dolayı, türdeşlerinin arasına karışmak lüzumuna mağlup düşmüş, esasen içi huzursuzlukla dolup taşan. Kimileri vardır, ben onlardan sayılırım, evvelki uzun satırda anlattığım grubun çemberinden dışarı tek ayağını çıkarmış, İngilizcede extroverted introvert dedikleri cinsten, (laf aramızda güzel Türkçemizde bu kişileri İngilizcesindeki kadar afili anlatabilen bir ifade şahsen ben bulamadım), yani dönemsel takılan, yarı içine kapanık, yarı sosyal kardeşlerimizden.

Onlar, ben ve benim gibiler, bizler; salgın ve karantina derken, sarıldığımız yargılarımızın genel geçerliğini bir defa daha enikonu anladık. Anahtar kelimeler bizim için, az ve öz, en mutlu mekanımız içi kitap dolu bir oda iki göz. Dışarıda, hayatı ne kadar karmaşıklaştırdıklarının siz de farkına varmışsınızdır umarım. Oysa bizim içeride bulduğumuz, huzur mertebesine en yakın merhaledir. (Hayatın bünyesinde halihazır huzursuzluk, ayrı bir münazara konusudur) Çünkü basittir. Dört duvar arasında hayat basittir.

Covid-19 ve karantina, bize bu basit dünyayı hatırlatmıştır. Zaman zaman insanlardan uzak kalmanın, minimal yaşamın bizzat şifa olduğunu… Can sıkıntısı ve vücut yağları dışında karantinada odaklanmamız gereken başka şeyler var. Salgının ve karantinanın öğrettikleri var. Doğa intikamını alırken belki bizden, gizliden gizliye hem alay edip hem de düşündürüyor. Biz normal dediğimiz günlük yaşantımızı sürerken nelere geç kalıyoruz, kendimizi nelerden mahrum ediyoruz, neleri aceleye getirip, neleri boş geçiyor, gerekli gereksiz neleri yüceltiyoruz. Belki de her şeye çatlak bir pencereden bakıyor veya ışığın kırılmış halini göz ardı edip suya odaklanıyoruz, mevzubahis hayatı nasıl geçirdiğimiz olunca.

Suya odaklanmamı sağlayan karantina sürecinde neler olmadı ki. Hayatımın tekdüzeliğinden şikayetçiyken ansızın daha büyük bir yeknesaklığın içine hapsolunca her şey düzelir düzelmez konfor alanımdan çıkmam gerektiğini anladım. Bu monotonluğu delip geçmem gerek.

Şükür işimi kaybetmedim, fakat işyerimde canımı sıkan birtakım şahsiyet veya vaziyetlerin, birkaç adım geriden bakınca manasını yitirdiğini gördüm. Dışarı çıkamadığım vakitler evimin içinde küçük eğlenceler uydurabiliyorsam, ofis gibi topluluk mecralarındaki problemlerimin etkisini zayıflatacak küçük teselliler de yaratabilirim, ortamı değiştirmek mümkün değilse eğer.

Akşam sofrasının illa mükellef olmasına da lüzum yok, evde ne varsa, kat karıştır yap bir kap çorba. Evini iki gün temizlemeyiver, onun yerine kendi kendinle kitap okuma yarışına gir.

Zaman zaman insanlardan uzaklaş ki, içinde, derinlerinde, sistemin seni soktuğu amansız yarışta ter dökerken cılız kalmış sesini duyabilesin. İhtiyacın olanı orada bulacaksın ve kaygıların özgür bulutlar gibi savrulacaktır. Sisteme boyun eğiyor gibi, görünebilirsin, fakat karantina düzene kafa tutmaktır bir nevi.

Hulasa azla yetinmeyi, bir kibrit kutusundan görkemli bir şato yapmayı, vakit varken küçük şeyleri büyütmeden asıl amacımıza tutunmayı ve en önemlisi ne biliyor musun, modernitenin unutturduğu tahammül etmeyi öğrenmemiz şart vesselam.

Yorumlar

bir yorum bırakın